Erdoğan’ın Kızının Resmini Görünce Utandım.


Şekilciliğe önem verenler!
Türkiye'yi geriye kim götürüyor dersiniz?

 

Geçen cumartesi günü Hürriyet gazetesinin sürmanşetinde harika bir fotoğraf vardı. Başbakan Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan mezun olduğu London School of Economics (LSE)’ den diplomasını almak üzere kürsüye doğru yürümekteydi. Fotoğrafı görür görmez önce babalık duygularım coştu ‘İnşallah bana da oğlumun böylesine kaliteli bir okuldan mezun olduğunu görmek nasip olur’ dedim kendi kendime.

 

Sonra da o fotoğraftan çok utanç duydum. Cüppeleriyle oturmakta olan profesörlerin yeni mezun olan kıza nasıl gururla baktıklarını ve onu ne güzel alkışladıklarını görünce bizdeki üniversitelerin kapılarına türban nöbetçileri koyduran, üniversite kapılarına itiraf odaları filan kurduran heybetli üniversite hocaları aklıma geldi. Onların yaptıkları adına utandım. Yıllardır kızlara üniversitede okumayı bir eziyet haline dönüştürdükleri için öfkelendim, hiçbirisinin lakaplarına layık insanlar olamadığını düşündüm, Türkiye’nin anlamsız mücadelelerle bu kadar vakit, enerji kaybetmesine lanet ettim ve ülkem adına utandım. O fotoğrafı asıl o faşistler bulup incelemeliler.

 

Ve sonra düşündüm ki bizim ülkede inanç meselesi üzerine kapsamlı ve derin düşünme âdeti nedense hiç yok. Bu olmadığı için birçok insan sembollerle mücadele ediyor ama mücadelesini ne uğruna yaptığını da bilmiyor. ‘İnanç’, ‘İnanmak’ kavramlarını kapsamlı olarak ele almak ve korkmadan, açık fikirle tartışmak gerekiyor. Bu yapılabilirse hem toplumda güzel bir diyalog ortamı oluşur hem de üniversite kapılarına kılık kıyafet nöbetçileri dikmek gibi ayıplardan da vazgeçilir belki. İnanç konusunda derin düşünmeyi ilk önce bilim insanları yapmalı. Bu iş biraz sonra açıklayacağım nedenlerden dolayı dünyada da böyle. Türkiye’de de bir an önce yapılmalı.

 

Geçen hafta TRT’den naklen yayınlanan Şeb-i Arus törenlerini izlerken keşke bu töreni Einstein da izleyebilseydi, eminim benim kadar belki de daha fazla duygulanırdı diye düşündüm. Kendisini kâinatın sırlarını, yaradılışın gizemini çözmeye adamış bilim adamının o semazenlerin sema ayinini kâinatın hareketine benzetmemesi mümkün değildi bence. ‘Dini duygular olmadan yapılan bilim bir ayağı eksik ve yetersiz olur, bilim olmadan taşınan dini duyguların ise gözü kör sayılabilir’ demiş olan Einstein kendi tanımıyla derin olarak dindardı (Subtle is the Lord, Science and the Life of Albert Einstein, yazar Abraham Pais sayfa 319). Kendi ifadesiyle ‘bu kâinatı Allah’ın nasıl yarattığını keşfetmeye’ çıkmış olan Einstein, kâinat hakkında yeni bilgiler öğrendikçe daha fazla inançlı olmuştur. Bugün bilim dünyası aslında Allah’ın nasıl düşündüğünü çözmeye çalışıyor. Allah’ın nasıl düşündüğünü çözmek için, aklının nasıl çalıştığını anlayabilmek için bilime gerek olmadığını, buna inanmanın yeteceğini düşünen bir dindar açısından bu laflar belki sevimsiz gelecektir ama bir de şöyle soralım; teorik fizik dünyasında bu yeni yönelimin kime ne zararı var. Kâinatı daha fazla anlamak bazı insanları daha çok inançlı yapıyorsa (örneğin beni yaptı) bunun nasıl bir zararı olabilir.

 

Bu gizemi çözme yolunda yürümeye hayatını adamış olan Carl Sagan, anlamanın insanları çok daha inançlı yapacağını söylüyordu. İskoçya’da vermiş olduğu meşhur Gifford konferansının başlığını da çarpıcı olsun diye ‘Tanrı’yı aramak’ diye koydu. Sagan’ın uzayın derinliklerine gönderilen Voyager roketiyle ilgili bir projesi vardı. Buna NASA’yı da ısrarları sonucunda ikna etti. O Voyager’in derinliklere ulaştığında bir an geriye döndürülüp kâinatın o perspektiften bir fotoğrafının çekmesini istedi ve o fotoğraf da elimizde bugün.

 

Bizim kafası düşünmeye kapalı bilim insanlarımız o fotoğrafta milyonlarca parlamakta olan yıldız içinde neredeyse kaybolmuş gibi duran dünyamızı görselerdi beni çok utandıran üniversite kapılarına nöbetçiler koymak gibi davranışların nasıl abes ve kâinatın büyüklüğü, muhteşemliği yanında ne kadar da küçük bir hareket olduğunu düşünürlerdi belki. Bilim yoluyla anlamaya çalışarak inançlı olmayı başaran insanlar, türban gibi konularda kavgaya giren tüm tarafların kendilerini sorgulamasına yol açar ve bu da Türkiye gibi açık diyaloğa muhtaç olan ülkeye çok gerekiyor.

 

İşin özeti olarak Sümeyye Hanım’ın o fotoğrafı bende bu yazıyı yazma arzusunu uyandırdı. Uzunca bir süredir üstünde düşündüğüm konuyu açmak vesilesi oldu. Ve bu bağlamda CHP’nin yeni açılımları ile ne kadar önemli bir iş yapmakta olduğunu tekrar hissettim.

/Serdar TURGUT – Akşam

 

Yorum Yaz